|
BASINDA ANKARALI NAMIK
Ayarcı Namıkın hikayesi
Müge Tuzcuoglu
Ankara, Kırıkkale, Kırşehir gibi iç Anadolu illerinde yaz mevsiminde, dört bir yandan Ankara havalari duyulur. Elektro sazın oynak sesine eslik eden darbuka ile kutlanan düğünler, kına geceleri, sünnet düğünleri veya asker uğurlamalari gibi eğlenceler Iç Anadolu Bölgesinin vazgeçilemez gecelerindendir. Bu gecelere bir de isim yapmıs Ankaralı şarkicilar, k ve t harfini kullanmadan ve nazal ile söylenen şarkılar, şimşir kaşik sesleri, köçekler, ocakbaşı muhabbetleri eklendiğinde ortaya tam bir ziyafet çıkar. Bu yüzden olsa gerek bu mahallelerin delikanlıları, darbuka, saz çalmayi ya da oyun bilir.
Lakapları Ankaralı diye başlayan birçok şarkıcının doğduğu büyüdüğü mahallelerde bugünlerde her evde son ses Ankaralı Namık'ın kasedi çaliniyor.Ankara havalarına, yeni bir tarz getiren Ankaralı Namık'ın bilinen parçalara ekledigi esprili sözler ise herkesin dilinde. Ayarcı Namık, Sazcı Namık'tan sonra kazandığı yeni ünvani Ankaralı Namık ile görüşüyoruz.
Ağır kültür
Ankara başlı başına bir kültür, folklordür. Türkiyede Misketsiz Fidaydasiz düğün veya eğlence olmaz. Ankara'nın düğünleri, kina geceleri çok ağırdır. Arkadaşımın düğünü varsa, ben bayanla gitmek zorundayim. Düğünlerde ocak muhabbeti vardir. Ocağa birkaç tane 70lik söylemek zorundayımdır. Bu düğünlerde benim maliyetim bir milyara yakindir.
Sözü geçen bir insan vardir, ocak heyeti olarak. Ocak otur dese oturulur, kalk derse kalkilir. Düğündeki bayanlar sazin kenarina otururlar. Sazın etrafinda ocaktan insanlar oturur. Bir düzen vardir yani. Düğün salonu gibi herkesin kalkip oynama sansi yok. Ankara'nın dügünü böyle agir. Bu agir dügünleri de hafif bir kültürün zaten kaldirmasi mümkün degil.
Dügünlerde oynamaya gelen oyuncu bayan arkadaslar vardir. Parçalar genelde onlara yazilmistir. Dügünde saz çalana ilham gelmistir, ona bir sey söylemistir, onu yazmistir. Yandim aman aman sari ki gibi... diye anlatiyor Ankaralı Namık yani Namık Ugurlu.
Ankarali Namık, Çankırı Kursunlu nun Yesilöz köyünden. 6 yasina kadar Altındag'da büyümüs. 6 yasinda saz çalarak basladigi müzik hayatinda; dügünlerden, gazinolardan kaset yapmaya kadar yol almis. Cebecideki Deryalar Gazinosunda çalisiyor, aksam sekizden sabah dörde kadar. Programlarinda arabeskten pop müzige, sanat müzigine kadar birçok parça söylüyor; bir saz, bir darbuka, olursa bir de kenar ile.
Ankara tarzi müzigin; neseyi, eglenceyi bunlarin yaninda drami da barindirdigini söyleyen Ankaralı Namık, müziklerinin aslinda yasami hissedene, kendisini anlattigini belirtiyor. Ankaralı Namık, dügünlere gitmeden, o ortami görmeden bu kültürün anlasilamayacagini bu yüzden görüntülü CD çikardiklarini anlatiyor.
Ankara tarzi müzigi icra edenlerin genel olarak sahipsizlik, imkânsizlik gibi sorunlar yasadigini ifade eden Ankaralı Namık, sarfettikleri emeklerinin karsiligini bulamamaktan yakiniyor.
Ankara havasina yeni tarz
Ankaralı Namık'ın çevresine ve birkaç firmaya sunmak için hazirladigi demo kaset, korsan hariç, reklamsiz-klipsiz 500 binden fazla satti. Stüdyoda 3 saatlik bir çalisma ile hazirlanan kaset, Ankaralı Namık'ın ilk albümü. Oyun havasina girgir ve samata ile farkli bir tarz getiren Ankaralı Namık, parçalarin arasina aman memleketim koçlar, Angara vay vay, Hani kasik sesi, kir kasiklari, Siz oynayin koçlarim, Namık verir ayari, Misafir ol gel bana, börekler açarim sana, param pulum yok kizim, darbuka çalarim sana, Al amcasi, al dayisi, ver babasi, amanin de bu bebek pek datli, Kasik sesi demek; alkis demek, alkis demek; eglence demek, eglence demek; saziyla sözüyle Namik demek gibi sözler ekliyor. Bu sözleri, parçayi çalarken doğaçlama yarattiğini veya eski sözler oldugunu anlatan Ankaralı Namık, Ankaralı Turgut da böyle sözler ekler ama diğerlerinde yoktur. Ankaralı Turgut'un tarz itibariyle Ankara kültürüyle alakasi yoktur. Kasetleri tamamen mizahi. Biz bu kültüre farkli bir tarz getirdik. Esprili, çeneli bir kaset yaptik diye konusuyor.
Kendi besteledigi arabesk sarkilari albüm haline getirmeyi hedefleyen Ankaralı Namık, arabeske getirecegi farkli bir tarzi da ilk kez bize açikliyor: Üniversite yillarindan kalan siir hastaligim var. Siirle arabeski birlestirerek sunacagiz. Bu kadarini söyleyeyim size, sürpriz olsun.
Sicaklik ve yakinlik önemli
Esprili olmasi nedeniyle hiç oyun havasi dinlemeyenlerin bile bu kasedi ellerinden düsürmedigini söyleyen Ankaralı Namık, bir klibin yayinlanmasi için toplam 20 bin dolara yakin para gerektigini, bu yüzden tüm taleplere ragmen bir klip çeviremediklerini belirtiyor.
Ankaralı Namık, Insanlar kendilerinden bir seyler bulduklari için bu kaset dinleniyor ve satiliyor. Insanlar yakin seyleri ve dogalligi seviyorlar. Kasetteki parçalar yeni degil. Yandim amman sari kiz yillarin parçasi ama bir Salla kizim salla yeni çikan bir parça. Bizim yaptigimiz hem kültürü yasatmak hem de onu dogalligiyla insanlara vermek diye anlatiyor.
Kasedinin bu kadar satmasi üzerine çesitli söylentilere maruz kalan Ankaralı Namık, bunlara kendi üslubuyla cevap veriyor:
Eskiden maçlara gittigimizde karsi taraf tezahürat yapinca, skor olarak iyiysek, tabelaya bak diye tezahürat yapardik. Ben o çekemeyenlere, tabelaya bakin diyorum. Bir sey begeniliyor ki isteniyor, aliniyor. Herkes emeginin karsiligini alacaktir.
Varoslar sahiplenir
Bentderesi veya Ulus'ta gün boyu kasedinin dinlendigini ancak Çankaya'daki bir kasetçide çalinmadigini belirterek ekliyor Ankaralı Namık: Varoslar bizi sahiplenirler, arti birakmazlar. Çankaya'daki bir insan için bir kaset almak basit bir seydir, gelir düzeyi iyidir. Dar gelirli bir ailede kaset almak zordur. Bir kaset bes milyon lira, yirmi ekmek parasi ediyor. Isin bu tarafina bakinca bu kültür ile yasanmislik bakimindan bir özdeslik var. Ayrica bizim varos kesimdeki insanlarin eglence tarzi, stres atma tarzi bu. Öbür insan gecede iki milyar hesap öder. Biri de kasedi koyar, çay içer. Bu Türkiyenin çarpikligi iste.
Ankaralı Namık çikan ilk kasedi ve medyayla yeni yeni tanismasi ile aslinda bir pazarin içine dogru sürükleniyor, ister istemez. Müzik piyasasini Isirgan tarlalari uzaktan gördüm yesil türbe, içine girdim bin kere tövbe sözüyle tanimlayan Ankaralı Namık, Unkapanı kurtkapani derler, dogru. Insani çabuk yutar. Bir seyler pat diye olmuyor. Ankarali Namık pat diye buralara gelmedi. Kasedi çikti, Ankaralı Namık oldu. Düne kadar Sazcı Namık'ti. Günlük sekiz saat canli program yapiyoruz, bazilari canli sarki söyleyemezken. Yemegi bile türkü arasinda yiyoruz. 17-18 saatlik programlar oluyor. Sindire sindire gelirsek geri düsmemiz zor olur ama pat diye çikarsan düsmen de kolay olur. diyor. Parça arasinda Kurban olsun Namık sana diyen Namık Ugurlu, sözlerine seven sevmeyen herkese tesekkür ederek son veriyor.
EVRENSEL 16.11.2004
Emprovize Ayar!..
Eskiden müzisyen erbabinin olmazsa olmazlarindandi saz amfisi. Eski dedigim, bildiginiz o liberal ekonomiye geçmedigimiz günler. Ister gitar çalin ister bas, yolunuz bir saz amfisinden geçerdi. Malum, yokluk yillari
Saz amfileri de tipki zenginlestirilmis uranyum gibi mütalaa edilebilir. Iyi emellere hizmet edebilecegi gibi çok ama çok kötü amaçlarla da kullanilabilir. Kötü saz çalan birine saz amfisi verin ve hiçbir sey eskisi gibi olmaz!.
Mars Attack diye bir film girmisti gösterime, sanirim dört yil falan önceydi. Tahmin edeceginiz üzere Marslilar dünyayi istila eder. Insanlik çaresizdir ve bu istilayi püskürtmek adina her yolu dener ama basarisiz olur. Sonra rastlanti eseri yasli bir ninenin dinledigi plagin Marslilari patlattigi ortaya çikar. Bütün zamanlarin en kötü sarkilarini ihtiva eden bu plagi her yerde çalarlar ve kötü niyetli Marslilari uzaya geri gönderirler. Komik bir filmdi...
Yok hayir, ülkenin "saza giris" düzeyindeki sanatçi adaylarina amfileri verip, ulusal güvenlik çemberi olusturalim gibi bir öneri yapmayacagim.
Gelmeye çalisip da bir türlü gelemedigim noktaya geçeyim hemen.
"Saz"in, sözün hakkini veren isimsiz bir mega yildizdan
söz etmek istiyorum.
Ceketimin kolu yok/ Bu sazciligin sonu yok/ Atletimin kolu yok/ Hovardaligin sonu yok/ Aramazsan arama/ Zaten bende kontör yok/ Kiz görmüyon mu ödemeli ariyom
Yukaridaki bas yapit Ankaralı Namık'a, daha dogrusu Ankaralı "Ayarcı" Namık'a ait. CD'si geçen hafta Yeni Aktüel tesislerinde en çok dinlenenlerin basinda yer aldi. Bu adam yüzünden neredeyse dergiyi bitiremiyorduk. Duyan oynamaya basladi. Ben de dahil ama çaktirmadan. Kesinlikle muhtesem. Zaten baba'yi hemen haber yaptik, insanlik istifade etsin diye. Tarzi soruldugunda, "Emprovize ayar çekiyorum" diyor.
Dostluk, baris hislerine gark olmamak elde degil bu ayar karsisinda.
Arabada Bes, Evde On Bes adli albümü 300 binin üzerinde satmis. VCD'si tükenmis bile. Onda biri kadar satanlarin star ilan edildigi bu alemde Ankaralı Namık'ı ayakta alkisliyorum.
Çagirin gelsin Ceyar'i/ Soysun gitsin hiyari/ Siz oynayin koçlarim/ Namık verir ayari... Nasil ama?
Bu CD bir baris çabasi tetikleyicisi. Ortadogu'da herkese dinletmek gerekir. Ne Filistin sorunu kalir, ne Iran'a müdahale istegi. Bush'un dinlemesini saglayin, Benny Hill kivamina dönmezse ki, kimi durumlarda benzesiyorlar, ben de bir sey bilmiyorum. CHP aninda toparlanir... Daha küçük ölçeklerde dekari koca geçimsizlikleri gibidinlenebilir. Yan etkisi, olur olmaz yerde oynama halinin ortaya çikmasi. Bi'göz atin derim.
SABAH GAZETESİ 22.1.2005
A. TURAN ALKAN
23.04.2005 CUMARTESI
Kesenözden iniverdim Güdül'e!
Bu kadar onuru hak ettigini zannetmiyorum; onun için asagidaki alintinin yazarini ismen açiklamayacagim ama yazdiklari kendi çapinda bir sahicilik sergiledigi için okumaniz gerektigine inaniyorum.
Söyle diyor köse yazari:
Dinci gazeteler ve yazarlari, Genelkurmay Baskani Özkök'ün Türkiye bir Islam devleti ve ülkesi degildir demesine çok kizdilar. Oysa Türkiye'nin bir laik hukuk devleti oldugu, anayasasinda zaten yaziliydi. Yine de kizmalarinin nedeni: Bir; Genelkurmay Baskani, ordunun tabanindan gelen baskiya ragmen sessiz ve sakin kalmis, bu da dinci kesimi Pasa bizden gibi bir hos umuda itmisti. Bu umut bos çikti... Iki; ama en çok sessiz ve derinden giderek örgütlenme ve devleti ele geçirmenin ve dikensiz yolda din devletine dogru kosmanin sevincini yasiyorlardi. Bu da yatti... Üç; bu bir muhtiradir. Kimileri anlamak istemese de, kimileri duymazliktan gelse de... Ve sonuçta arkadaslar kizdilar.
*
Simdi, yok canim bu kadar da olmaz diyeceksiniz belki; lâkin ayniyle vâki.
Necib Türk matbuatinda böyle seyler fikir diye yazilabiliyor; daha fenasi bu ve buna benzer gibi cümlelerden mütesekkil bir hayat görüsü yillardir idare edip giden bir epistemik cemaat yasiyor aramizda.
*
Üzerinize âfiyet biraz üsütmüsüm geçenlerde; bu gibi hallerde ciddi seyler yazmak içimden gelmiyor. Ankaralı Namık diye bir türkücünün, dolmus soförü jargonuyla süsledigi son albümündeki bazi sözleri takilmis plak gibi kulagimda çinlayip duruyor. Ankaralı Namık, âlemin iyice canlanmasini, neselenmesini tesvik eder mahiyette söyle sözler serpistiriyor türkülerinin içine,
-Hani kasik sesi?
Ardindan ilâve ediyor,
-Kir kasiklarii!
Sonra hizini alamiyor,
-Saldiir!
Sonra bir takdir nidâsi savuruveriyor,
-Koççç!
*
Bence bu gibi günlerde Ankaralı Namık kardesimiz, bazi köse yazarlari ve siyasetçilerden daha çok kendisinden bahsedilmesini hak ediyor. Evet, üslûbu biraz pejoratif, zaman zaman istihcâna bulastigi da oluyor ama o da kendince protest bir tavir gelistirmis. Arada hiç münasebeti yokken sosyete düskünlerini elestirmek için,
-Tatilden mi sekerim? diye takiliveriyor birilerine. Sonra günün moda mutluluk anlayisini elestiriyor,
-Bir sen bir ben... ardindan bir de bebek diyecek diye bekliyorsunuz ama o , ;henüz çocuk düsünmüyoruz; seneye diye espriyi patlativeriyor.
Öyle ya mutlulugu bu gibi basit formülasyonlarda arayanlar sadece kariyer hirsina kapilmis olanlar degil ki, Asker muhtira verdi; hükümet fena halde sisip kaldi gibi muhayyel vaziyetlerinden sâdümân olanlarimizin mutluluk sebebi de bu gibi sirinlik yapma firsatlari oluyor iste.
*
Hükümet adina açiklama yapan bir siyasetçi ise, sözü edilen konusmayi tebrik ediyor. Sonra hizini alamayarak Akliselimin toplamiyde tesbitinde bulunuyor.
*
O esnada yine Ankaralı Nâmık'a takiliyor kulagim: Ne kadar naylon varsa, o kadar da poset var diyor meselâ; ardindan, Kesenözden iniverdim Güdüle / Ifâdeyi saliverdim müdüre diyor. Iki misrâ arasinda mânâ aramaya kalkismayalim. Yok.
*
Esasen bu yazi, uykusu kaçmis birinin gecenin bir yarisinda televizyon kanallari arasinda gezinirken rastladigi anlik görüntüler, sesler ve çehrelere benzer sekilde, mânidar bir bütünlügü olmayan (postmodern desem gider mi acaba?), kirkyama (patchwork) teknigi ile yapilmis bohçalara benzedi.
*
Belki de bu hezeyânim, hâlen tam atlatamadigim üsütmenin eseridir, ne dersiniz?
ZAMAN GAZETESİ 23.04.2005
AKŞAM GAZETESİ 13 HAZİRAN 2005
BURHAN AYERİ
İbrahim Tatlıses'in, Başkent'te keşfettiği 'Ankaralı Namık' ekranların gözbebeği oldu. Her yerde onu görüyoruz. Uygur Kardeşler'in sunduğu 'Ha Babam De Babam'da da Namık başroldeydi. Herhalde 'Arabada beş, evde onbeş, beğenirsem beleş' şeklindeki şarkı sözleri çok tuttu...
***
|